Bir plandan yoksunsan, başkasının planının bir parçası olursun…!
iyi değilim aşkım;
umutsuzca uyanıyorum sabahları..
Güneş yüzüme vurdukça daha bir karanlık oluyor günlerim.
Kahvaltı saatlerimi hep kaçırıyorum.Bilirsin sigara iştahımı kesiyor..
Öyle pek özenmiyorum üstüme başıma..Ne geçerse elime giyiyorum.sen yoksun ya ‘’güzel görünüyorsun’’ demesinler istiyorum..
Yine en arka koltuğunda oturuyorum minibüsün yine camda oluyor gözlerim..sen tutmuyorsun ya elimi cebimden hiç çıkartmıyorum..
İyi değilim aşkım;
Herkes sana benziyor sanki..’’saçı az daha kısa olsa biraz daha içten gülse..’’ daha çok benzeyecek olanları ayırıyorum.yoksun ya yokluğun da yepyeni senler arıyorum..
En zor geceler oluyor. İzlediğimizi izlemiyorum senin uyuduğun saatlerde uyumuyorum. Olur ya bir rüyada karşılaşma ihtimali…
İyi değilim aşkım;
Unutuyor gibi yapıyorum. Biriken yaralarımı acıtmasınlar diye
hiç kanatmıyorum.Seni de kan tutardı hani..Bak görüyorsun bunu bile hatırlamıyorum..
iyi değilim aşkım;
Artık şiirlerimde yok süslü kelimelerle sana seslenecek. Adının geçmediği cümlede O GİTTİ diyerek sevgiyi anlatmak çok zor oluyor çünkü. Kağıda kaleme dokununca kömür değil gözyaşım dökülüyor ya ziyan oluyor sayfalarım…
Bir de Pazar günleri var tabi.Hiç buluşmadığımız bir yerde hiç bilmediğin bir saatte seni bekliyorum. Gelmen pekte anlam ifade etmiyor. Ben seni beklemeyi hala çok seviyorum…
İyi değilim aşkım..
Daha bencil oldu duygularım daha çok ben demeyi daha çok sabretmeyi öğrendim.sayısız yalanlarla ‘’çok özledim’’ seni demeyecek kadar.. Yokluğunla aramda inanılmaz bir dostluk başladı. Kimseyi almıyoruz aramıza..bak benden başka sen senden başkada düşüncem yok satırlarımda..
iyi değilim aşkım..
Hiç iyi değilim..
Bu saatten sonra sana ‘’dön’’ mü yoksa ‘’hoşça kal’’ mı demeliyim??

Aslında onu değil onun bizde yarattığı
güven duygusunu severiz.
Ve asıl içimizi acıtan,
onun gidişi değil o güveninin yitişidir…

Insan ne kadar güçlü olsa da aşkta, aşk hep yenilen oluyordu ayrılığa. Tokat gibi bir “git”le çıktı bir gün karşıma. Ummazdım bu kadar yanacağını canımın. Çok ağladım… Ağlamalarım ağlamalardan utandı.
Lambayı yakma, bırak,
sarı bir insan başı
düşmesin pencereden kara.
Kar yağıyor karanlıklara.
Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum.
Kar…
Üflenen bir mum gibi söndü koskocaman ışıklar…
Ve şehir kör bir insan gibi kaldı
altında yağan karın.
Lambayı yakma, bırak!
Kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların
dilsiz olduklarını anlıyorum.
Kar yağıyor
ve ben hatırlıyorum.
Nâzım Hikmet RAN

En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Kızıl sonbaharım
Hangi aşk kendi fırtınasına dayanabildi
Ellerimde çoğul bir gölge kuşu
Adının arkasına basmadan yürüdüm
Alnımda birikti çizikler
Adımdan çıkardım aklımı
Aklımsız kaldım
Neylersin
İnsanız
Ne yapsak eksiğiz işte
Ölüme ayarlı saatiz
En fazla içimde ölürsün
Sorarım
Şiir papirüslerinin hangi köşesine karaladın beni?
Hangi hare’mden yakaladın da çiğnemeden yuttun gözlerimi?
Kekeme repliklerin ezber bozduran kuşu
Hangi rüzgârlara sattın da saçlarını
Devrik cümlelerimin öznesi oldun?
İçindeki kötü senaryoların kahramanı olmak istemezdim
Dağıldı bak derlenip toplanmış dağılmalarım
En fazla içimde ölürsün
Nasılsa yokluk rehin bırakılıyor kalana
Kalan gidene denk neyi varsa susuyor.
Ve susmak inceltiyor her yarayı
Ve susmak bakmak oluyor
Gitmediğin her yere
Kim tutuklanmış yalnızlıktan
Gizin içine gizlenen kim
Söyle beni nerene sakladın
Ki şimdi bu kadar sokaktayım
En fazla içimde ölürsün
Karla karışık yağarsın yara Bereme
Karma karışık kalırsın cinnet şeridinde
Kaldırımların kaldıramadığı her neyse işte
Bulamadığın her ne varsa büyük yıkımların izinde
Sana borcum olsun
Hiç yazılmayacak bir şiirin içinde
En fazla içimde ölürsün
Yanağında yanar avucum
Avucumda imlası bozuk bir şiir kalır
Gözlerinin namlusu döner, yakar kirpiklerimi
Kulağımda bir tepenin rüzgârı uğuldar
Gırtlağıma kadar aşka batarım
Yeteri yok. Eksiği fazla.
Neyin kaldı eksilenlerden arta
İçeri doğru kapanan bir kapıydın
Saçlarından geçtim önce
Ve kendimden öylece
Neyim yoksa var bildim
Eğildim
Eksildim
Eridim
Bir seni bitirmedim
Hangi rüzgarlara sattın da saçlarını
Uğultusuna tutunamadın
Ömürden nefes çalarak ne kadar yaşarsa insan
Öyle yaşadım gözlerini
Tenimde itiş kakış
Cebimde depremlerin
Esrarlı gece ayinleri
Volkanik şiirler
Usul usul giymedim mi sözlerini
Yalnızlığın tiradını kapamadım mı her sefer
Sensizlik seni anlattı en çok
Vazgeçmeler vazgeçmekten vazgeçti
Söyle saçlarında öldüğüm
Bir geri gidiş kaç günde gelirdi?
En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Tenimin yırtıldığı yerden mi girdin içeri
Açar gibi yaparak açık bir kapıyı
Beni ikiye böldün
Hadi içimi kendine aldın da
Beni nerde bıraktın
Hangisini seçerdin benim için
Ve hangisinden vazgeçerdin kendin için
Ben yarama çoktan sen bastım
Yaşım kadar gencim
Adın çabuk diye geçti
Ardında aç köpekleri bırakarak
Ezberimden geçtim.
Hızla biten aşk şarkılarından geçtim
Senden bir şey eksiltmeden sana çok şey bırakmaktı aşk
Bildim
Biz dalkavuk bir aydınlığın yerine
Onurlu bir karanlığı seçtik
Ve bir öyküden ağlarcasına geçtik
Cesurduk çünkü
Kendimizi kendi düşlerimizden kovacak kadar
Ömrüne yüz çevirmiş iki masalcıyız
Gerisi hiçlik
Gerisi yokluk
Sensizliğin anlattığı ne vardı senden başka
Bir hayatın tüm yanılgılarını
Saçlarında çözdüm
Şimdi beni hangi yanımdan susacaksın
Sessizlikte bir dildir
Çoğul susulur
Pusulur
Şimdi beni hangi yanımdan kusacaksın
Yıkık şehrimin izbesi
En fazla içimde ölürsün
En çok
Gözlerime gömülürsün.
Gözlerimi kaparım
Vasiyetimi yazarım…




